CENNETİN EN GÜZEL MELEĞİ
Hersey babamızın cilveli bir kızı olmasını arzulamasıyla başlamıştı.
Renkli renkli kıyafetler alabileceği, fırfırlı donlar giydirebileceği, O'na cilveler yapmasını istediği, annesine benzeyen bir kız çocuğu...
20 Ağustos 2006'da bir çocuğumuz olacağını öğrendiğimizde bulutların üstünde uçuyorduk.
31 Ağustos 2006'da da ikizlerimiz olacağını öğrendiğimizde dünyanın sınırları dışında uçuyorduk.
Öyle ya, babamızın hayali olan kız çocuğuna ulaşma olsalığı da artmıştı böylece.
İkiz hamileliği zordur, birini alalım isterseniz diyordu doktorumuz.
Şiddetle karşı çıktık tabii, biz iki bebeğimize de sağlıkla kavuşacaktık.
Sevincimiz uzun sürmeden, daha 7. haftada sizi kaybetme tehlikesiyle tanıştık, heranı kabus gibi anlardı....
derken daha kötüsü oldu, sizi tamamen kaybettiğimizi düşündüren.
Üstteki bebeğin plesantası ayrılmıştı, hem de % 40 oranında. Büyük bir kanama vardı orada ve bu kanama artıp ta plesanta yerinden biraz daha ayrılırsa ikinizi de kaybedecektik.
13. haftada öğrendik, ilk başta şanslı sayılan ama sonra şanssız olan bebeğimizin babamızın hayal ettiği kızımız olduğunu.
Üstteki bebek herzaman daha avantajlıdır diyorlardı. Daha iyi beslenir, daha iyi gelişir.
Senin için öyle olmadı.
Ayrıntılı ultrasonla bakıyorduk ve sadece senin hareketlerini görebiliyorduk üstte olduğun için.
"Bu kız çok cilveli, adeta su balesi yapıyor size" demişti doktorumuz.
Sana ait tek hareketli görüntü bu kalmış zihnimde.
Nasıl oldu ne oldu derken 21 Ocak 2007'ye, 25. haftaya kadar dayandın cilveli kızım. Kolay olmadı, ama geldik o günlere kadar.
Sadece 570 gram ağırlığındaydın ve yusyuvarlak kafan vardı. Tenin bembeyazdı. Erkek kardeşin senin yanında zenci gibi görünüyordu. Yüzün ve boynun buruş buruştu ilk günlerde. Sonra birden balon gibi şişmiştin, ödemlerinle.
Sizi her ziyaretimizde dokunup konuşuyordum sizinle.
2 Şubat 2007'de sana değen elimden sağ el işaret parmağımı yakalayıp sıkıca sarıldın. Deliye dönmüştüm sevinçten. Kızım beni hissetti diyordum.

"Ben seni bırakmak istemiyorum, sen de beni bırakma anne" diyordun.
Bırakmayacaktım, ne pahasına olursa olsun bırakmayacaktım.
Daha doğmadan başlayan şanssızlığın sizin hastanelerinizi değiştirirken de bırakmadı seni. Büyük bir hastaneye gitmeniz gerekiyordu, kardeşinin durumu senden kötüydü ve sadece 1tane yer yardı. Sonradan da seni alacaklardı. Sadece 3 gün ayrı kalacaktınız.
9 Şubatta aldılar kardeşini. Size söz verdim, sizi bir daha hiç ayırmayacaktım. Elimden gelen herşeyi yapacaktım. 12 Şubatta seni kardeşine götürecekken yer açılmadığı için ertelenmişti ve ben sana verdiğim sözü tutamamıştım.
O gün sana her baktığımda ağladın. Entübe olduğun için tüpten dolayı sesin çıkmıyordu. Ama ben yanında değilken normal olan yüz ifaden ben sana baktığımda ağlama ifadesine dönüşüyordu. Hemşireler de ağladığını söylüyorlardı. Benimse yüreğim o kadar ağlıyordu ki...
5 hemşire sadece sana bakıyorken poponda kocaman ve derin bir pişik oluştuğunu gördüm o gün. Ve kanıyordu bir de o yara. Zar şeklindeki tenini hazır ıslak mendillerle silmişlerdi çünkü.
Entübasyon tüpünün bantı açıldıkça üstüste bant yapıştırmışlardı ve yaralar oluşmuştu yüzünde.
Herşeye lanet okumak istiyordum. 570 gram doğmuş, 440 grama düşmüştün. Öyle muhtaçtın ki...
Burnundaki tüpü desteklesin diye bebek bezini rulo yapıp koymuşlardı, tüp kafanı yukarı çekmiş ve havada bir tüpün ucunda asılı kalmıştı kafan. Defalarca söylememe rağmen düzeltmediler duruşunu. Benim yanıldığımı söylediler hep. O geceyi kabus gibi gecirmiştim. Telefon açıp başını düzeltmelerini söylemek istiyordum ama bana kızıp sana kötü davranılmasından korkuyordum. Zira pek de iyi bakılmıyordu zaten sana.
Şimdi sana acı veren herşeyi neden engellemediğim için hala canım yanıyor.
Anlayacağın hep şanssız gelişti yaşam sürecin. Kardeşin çok daha iyi koşullara kavuşmuştu. ilk 20 günde -100gramı varken oradaki 4. gününde 80 gram almıştı. Çok iyiydi bu, güçleniyordu. Sen ise eriyordun gözümün önünde ve ben hiçbirşey yapamıyordum.
Dedim ya, şanssız doğmuştun sen.
25. gününde kavuştunuz kardeşinle. Bir daha hiç ayrılmayacaktınız.
Bu kadar erken doğan bebeklere göre hiç fena değiller diyordu doktorlarınız.
Sevindik....gözümüz hiç arkada değildi artık. Çok iyi bir hastanede, çok iyi bir ekip bakıyordu size.
Ohhhhh diyebildik ilk defa...
Derken sadece 2 gün sürdü sevincimiz. Minik bedenin yorgunluk sinyalleri vermeye başlamıştı. Solunum sıkıntın başlamıştı ve heran daha kötüye gidiyordun.
Hergün sabahı görürsek iyi diyordu herkes.
Ben ve baban hariç.
Biz sana güveniyorduk, çünkü sen çok güçlüydün. O ana kadar her zorluğu aşmıştın ve herkesi şaşırtmıştın. Bunun için sana "güçlü, kuvvetli" anlamına gelen "Beken" ismini vermiştik. Hergün inançla bugün Beken'imin kötü olduğu son gün, yarın extübe olacak diyordum. Tabii her geçen günle birlikte kahroluyordum.
Öyle hassaslaşmıştın ki, senin yanına girmemi bile istemiyorlardı. Kapının açılması bile saturasyonunu birden bire % 40'lara düşürüyordu.
İlk zamanlar günde bir-iki kez canladırma yapılırken sana, son bir haftada bu sayı günde 10'a kadar çıkmıştı.
Öyle ki kardeşini 10 dakika için kucağıma verdikleri bir gün yarım saat geçmesine rağmen kimse O'nu yerine koymak için gelmemişti. Sevinçten deliye dönmüşken sebebinin sana canlandırma yapıldığı için olduğunu öğrendiğimde tüm hislerimi kaybetmek istemiştim.
..........................
Hemen hemen hergün kan veriliyordu sana, düşen tormbosit değerlerin için.
Kimse sana ne olduğunu anlayamıyordu. Teşhis yoktu, olasılıklar vardı.
Son haftaya girdiğimizde senin yaşadığın takdirde, 2 haftadır % 100 oranında verilen oksijen nedeniyle gelişebilecek sakatlık olasılığının % 100 ye yakın olacağı anlatılıyordu.
O gece biranlığına senin yaşamadığını düşündüm evde.
Kendimi hiç bu kadar delirmeye yakın hissetmemiştim. Belki de delirmek benim için en iyi şey olurdu; o zaman belki üzüntü hissetmezdim.
HIçkıra hıçkıra, bağıra bağıra ağladım o gece. Seni istiyordum, yaşamanı istiyordum. Sakat ta olsan kollarımda istiyordum seni. Herşeyinle...Bize su balesi yaptığın ultrason görüntüsü geliyordu sürekli gözümün önüne. Sen verdiğin savaşla yaşamayı hakediyordun.
.........................
Olmadı.
Tam 1 sene önce bugündü, saat sabah 10.30. Hastaneden arıyorlardı, doktorun benimle görüşmek için hastaneye gelmemi istiyordu. Titriyordum...ne düşüneceğimi bilmiyordum. Son günlerde hastanede doktorlarımızla karşılaşmamak için her yolu denemiş ve Onlar'ı görmeden atlatabilmiştim. İyi birşey olsaydı hemşirelerimiz beni arayıp haber verirlerdi. Onlar da bizimle birlikte gözyaşı döküyorlardı çünkü. Seni Onlar da çok seviyorlardı.
Hastaneye gidecek gücü bulamadım kendimde. Babanı aradım ve beraber gittik O'nunla.
Daha doktorun konuya girmeden söyleyeceklerini duymamak için çıktım. Bu bir kabustu, evet sadece kabustu. Ben uyanacaktım ve herşeyin yolunda olduğunu görecektim.
Birşeyler yapmak istiyordum, ama ne?
Bağırmak haykırmak istiyordum ama hiçbirşey değişmiyordu...
Neden?Neden? Neden?
Seni kaybetmek istemiyordum.
Ben sadece hayallerimi istiyordum, benim olan hayalllerimi. Sen ve kardeşin başroldeyken böyle çekip gidemezdin.
Babanla doktorun hala konuşuyorlardı, ben hiçbirşey duymak istemiyordum. Sanki duymazsam yaşanmayacaktı o şey.
Sonra baban seninle vedalaşmamı istedi.
Vedalaşma....
Seni kaybediyormuşuz...
Ne kolay yazılıyor değil mi? Harflerin yada klavyenin hisleri olsa yazar mıydı bunları acaba?
Nasıl geldim yanına, nasıl gördüm seni hatırlamıyorum. Sana ne dediğimi de hatırlamıyorum. En ufak bir sesle saturasyonun hızla düşüyordu ve ben sana zarar vermemek için ağlayamıyordum.
Herkesin hayalindeki gibi ikizlerimiz olmuştu, biri kız biri erkek.
Babanın istediği gibi sarışındın, kirpiklerin bile sapsarıydı, bana benziyordun.
Çok güzeldin nazlı çiçeğim. Dokunmaya kıyılamayacak kadar hem de.
Senin için Naz ismini hazırlamıştım. Baban Elif istiyordu. Elif dedik sana. Hem şarkın bile hazırdı, sana aşık olanlar için.
"İncecikten bir kar yağar
Tozar Elif Elifff diye
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif Elifff diye"
Meğer kendimiz söyleyecekmişiz şarkını.
Abdal olan deli gönül bizimki oldu,gezdik Elif Eliffff diye....
................................
Sonra çıktık yanından. Sana acı veriyorduk çünkü.
Niye geldik bilmiyorum ama eve geldik.
Bir süre sonra baban kalbini tuttu ve dedi ki,
"Başımdan kalbime doğru sıcacık bişey indi ve kalbimin üstünde durdu".
1 dakika geçmemişti o sözünden sonra...
Babanın telefonu çalıyordu. Çalmamalıydı, sussun istiyordum.
"Lütfen cevap verme o telefona, lütfen....
lütfen dinleme arayanı, inanma ona"
Herşeye lanet okumak istiyorum, herşeye ama herşeye
Hayat dursun istiyorum şuanda, dönmesin dünya...
Olamaz....
Bu olaylar başkasının başına gelen olaylardır ve ben onları sadece gazetelerde okumak isityorum.
Benim başıma gelemez.
"Sarı kızımız melek oldu aşkım" diyor baban binbir güçlükle.
Duymak istemiyorum ki....
Melek olmak ne demek, algılayamıyorum ki.
Daha dokunamamışken, kucağıma bile alamamışken, öpüp koklayamamışken bu ayrılık da nerden çıktı şimdi?
Hayallerim vardı daha benim, seninle dolu, kardeşinle dolu, "siz"le dolu.
Bitti...
Gittin...
Bize Ali Candaş'lı hayalleri bırakarak.
Başka bir bebeğin ana kucağıyla taburcu edildiği bir günde kartondan bir torbayla verdiler seni.
"Özsüt, yaşam için tatlı şeyler" yazıyordu üstünde.
İçinde benim tatlı kızım vardı, hiç kucağıma alamadığım, öpüp koklayamadığım kızım...
50 gün için de olsa beni Elif Beken annesi yaptın. Senin annen olmak harikaydı...
Kötü sondan sadece birkaç gün önce minicik sağ elini tutup öpmüştüm usulca...sana zarar vermekten korkarak ama bir o kadar da öpmeyi isteyerek...
Dudaklarımda tadını hissetmek istiyordum ve yaptım.
İyi ki de yapmışım
Çok tatlıydın, hala dudaklarımda tadın.
5 saatlik Zonguldak yolculuğumuz boyunca kucağımda taşıdım seni, 50 günün acısını çıkarırcasına.
Güzelce yıkanıp bembeyaz geceliğini giydirdiklerinde yine kucağımda taşıdım seni yatağına kadar.
Önünde secde edenlerin içinde ben de vardım. Şimdi söylemeye bile dayanamadığım ve nasıl yaptığıma hala şaşırdığım şeyler.
Kendi yavrumun namazını kıldım.
Ellerimle koydum seni yatağına ve ilk örtünü ben örttüm üstüne.
Sürekli yağan yağmur senin yatma saatinde yerini güneşe bırakmıştı.
Yatağının son örtüsünün örtülmesiyle o güneşin nasıl süzülerek gittiği hala gözümün önünde. Seni almaya gelmişti,beraberce gittiniz.
Ellerimle adını yazdım başucuna.
Ayrılırken yanından gözümün önüne ansızın bir genç kız silüeti geldi, sen olmalıydın O.
Çok güzeldin
......
Şimdi tam bir yıl olmuş. Karnımda geçirdiğin 25 hafta ve dünyadaki 50 gününe karşın 365 gün geçmiş.
Hergün, yarın daha az acı verir yokluğun diyorum ama yokluğunun acısı hiç azalmıyor. Sadece dışarıya yansıyan kısımda hissedilmiyor sensizliğin acısı.
Neler yaşandı, neden böyle oldu sorgulamak faydasız artık.
Sen aramızda değilsin.
Seni arıyorum heryerde.
Facebook çıktığından beri herkes anaokul arkadaşını bile buldu.
Bir sen yoksun. Googleda da arıyorum seni, kendimi buluyorum sonra.
Bir şeye üzüldüğümde, ağladığımda benim için üzülen birileri olur ve istediğimi yaparlar ya da başka yol bulunur. Ama o kadar ağlıyorum, çığlık atıyorum sen gelmiyorsun.
.....................
Umarım senin kollarımızda olmayışında bizim kusurumuz yoktur. Eğer varsa umarım bizi affedebilirsin.
Seni kaybettiğimizde kendime bir söz verdim, kardeşin Ali Candaş'a ağlayan gözlerle bakmayacağım hiç diye.
Genellikle de yaptım bunu. Belki o yüzden sürekli gülen bir kardeşin var.
Doğduğunda kara kuru birşeyken nasıl oldu da bu kadar güzelleşti diyorum bazen.
Sonra O'nun güzelliğinin iki kişilik olduğunu hatırlıyorum.
O'nun yaptığı herşeye 2 kişilik seviniyoruz, O'na dokunduğumuzda, O'nu sevdiğimizde aslında senin için yapamadıklarımız da var içinde.
Onun her gülüşünde şükrediyoruz Allah'a, O'nun sağlıklı oluşu ve bizimle oluşu için.
......................
Kaybedilen birini anmak için ayağa kalkarak saygı duruşunda bulunulur.
İşte Ali Candaş ta dün seni anmak için öyle yaptı ve ilk kez ayağa kalktı güzel kızım.
O da hissediyor seni.
O'nunla birlikte ziyaret ettik seni. Her zaman birlikte geleceğiz senin ziyaretine.
Sen Cennet'in en güzel meleği,
Yaşamanı çok istediğimizi ve seni çok sevdiğimizi biliyor musun?
BABANDAN MEKTUP
Kızıma Mektup
Kızım seni kaybedeli 1 yıl oldu. Sensiz geçecek yılların ilki, bizim için zor bir yıldı. Seni hep hissettik, hep aradık.
Ama hayatın gerçekleri de vardı. Şunu da biliyorum artık, öldüğümde beni karşılayacak biri var, sen varsın. Hayat ta devam ediyor. Kardeşin büyüyor, çok sevimli oldu. Annen ise hala seni sorguluyor, nerede hata yaptım diye.
Aslında kaderdi bence, zaten kaderimizi de belirleyen hatalar değil mi?
Kızım, annen dünyanın en güzel ve iyi annesi sende biliyorsun. Senin için harcadığı çabayı. Senin için herşeyi denedi, seni yaşatmak için her kapıyı çaldı. Açılamaz denilen kapıları açmaya çalıştı, açtı da...
Ama olmadı.
Evde zaman zaman ikimiz de kanadı kırık bir kuş gibi tek kanatla uçmaya çalışıyoruz. Zaman zaman duvarlara vursak ta uçuyoruz...
Kardeşini sağlıkla yetiştirmeye çalışıyoruz, eminim ki sen de bunu çok isterdin... Belki deli diyeceksin ama TC Kimlik Numaranı yazıp giriyorum ve sen karşıma çıkıyorsun.
"ELİF BEKEN KÖMÜR" Baba Adı ERSİN Anne Adı GÜLAY Doğum Tarihi 21/01/2007 yazıyor. Ölüm tarihi yok...
İşte bir an bile olsa senin yaşadığını düşünüp mutlu oluyorum. Merak etme kızım çok sık yapmıyorum bunu... arada bir işte.
Bizde durumlar böyle umarım sende bizim bilmediğimiz ama eninde sonunda yanına geleceğimiz yerde mutlusundur.
Annen yazmış bizim seninle şarkımız olacaktı. Ben sana aşık olacak adam boşuna şarkı bestelemesin, hazır bu şarkıyla sana olan aşkını ilan etsin diye seçmiştim Elif ismini. Sana çok yakışmıştı, benim sarı saçlı, anası kılıklı kızım.
Seni Çok Seven Baban

Konu: ALLAH sabır versin
yazıyı okumayı bitirdiğimde gözlerimdeki gözleri durduramadım sel gibi aktılar benim okumakla bukadar içim acırken sizi tahmin etmekten bile korktum ... Rabbim size sabırların en büyüğünü versin diğer yavrunuzu bir an bile yanınızdan ayırmasın.bir ömür birlikte olun inşallah..
************
Melike Hanim cok teşekkürler iyi dilekleriniz için.
Aminnn
Düzenleyen candasimsin gün: 9/2/2009 saat: 21:37
Bağlantı »
Konu: o Cok Sansli
Allahim size o kadar gzl iki heyide vermiski cok sanslisiniz Allahim size sabir vermis ki suan yasiyorsunuz ben kendi ailemden biliyorum ama benim annenmle babam ikizlerini yasatamamis...sizin kadar sansli deyillermi ikiside kizmis cok gzl melek gibi kizlarmis ama ikiside sahiden melek olup bizi dogarken terk etmisler...
Bağlantı »
Konu: Rabbim sabrınızla ecrinizi artırsın kardeşim.
Onyedinci Mektub
(Yirmibeşinci Lem'anın zeyli)
(Çocuk Ta'ziyenamesi)
بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
Aziz âhiret kardeşim Hâfız Hâlid Efendi!
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
وَبَشِّرِ الصّابِرِينَ * اَلَّذِينَ اِذَا اَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوا اِنَّا لِلّهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
Kardeşim, çocuğun vefatı beni müteessir etti. Fakat اَلْحُكْمُ لِلّهِ kazaya rıza, kadere teslim İslâmiyetin bir şiarıdır. Cenâb-ı Hak sizlere sabr-ı cemil versin. Merhumu da, size zahîre-i âhiret ve şefaatçı yapsın. Size ve sizin gibi müttaki mü'minlere büyük bir müjde ve hakikî bir teselli gösterecek "Beş Nokta"yı beyan ederiz:
Birinci Nokta: Kur'an-ı Hakîm'de وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ sırrı ve meali şudur ki: Mü'minlerin kablelbüluğ vefat eden evlâdları, Cennet'te ebedî, sevimli, Cennet'e lâyık bir surette daimî çocuk kalacaklarını.. ve Cennet'e giden peder ve validelerinin kucaklarında ebedî medar-ı sürûrları olacaklarını.. ve çocuk sevmek ve evlâd okşamak gibi en latif bir zevki, ebeveynine temine medar olacaklarını.. ve herbir lezzetli şey'in Cennet'te bulunduğunu.. "Cennet tenasül yeri olmadığından, evlâd muhabbeti ve okşaması olmadığı"nı diyenlerin hükümleri hakikat olmadığını.. hem dünyada on senelik kısa bir zamanda teellümatla karışık evlâd
sh: » (M: 82)
sevmesine ve okşamasına bedel safi, elemsiz milyonlar sene ebedî evlâd sevmesini ve okşamasını kazanmak, ehl-i imanın en büyük bir medar-ı saadeti olduğunu şu âyet-i kerime وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ cümlesiyle işaret ediyor ve müjde veriyor.
İkinci Nokta: Bir zaman bir zât, bir zindanda bulunuyor. Sevimli bir çocuğu yanına gönderilmiş. O bîçare mahbus, hem kendi elemini çekiyor, hem veledinin istirahatını temin edemediği için, onun zahmetiyle müteellim oluyordu. Sonra merhametkâr hâkim ona bir adam gönderir, der ki: "Şu çocuk çendan senin evlâdındır, fakat benim raiyetim ve milletimdir. Onu ben alacağım, güzel bir sarayda beslettireceğim." O adam ağlar, sızlar; "Benim medar-ı tesellim olan evlâdımı vermeyeceğim" der. Ona arkadaşları der ki: "Senin teessüratın manasızdır. Eğer sen çocuğa acıyorsan, çocuk şu mülevves, ufûnetli, sıkıntılı zindana bedel; ferahlı, saadetli bir saraya gidecek. Eğer sen nefsin için müteessir oluyorsan, menfaatini arıyorsan; çocuk burada kalsa, muvakkaten şübheli bir menfaatinle beraber, çocuğun meşakkatlerinden çok sıkıntı ve elem çekmek var. Eğer oraya gitse, sana bin menfaati var. Çünki padişahın merhametini celbe sebeb olur, sana şefaatçı hükmüne geçer. Padişah, onu seninle görüştürmek arzu edecek. Elbette görüşmek için onu zindana göndermeyecek, belki seni zindandan çıkarıp o saraya celbedecek, çocukla görüştürecek. Şu şartla ki, padişaha emniyetin ve itaatın varsa..."
İşte şu temsil gibi, aziz kardeşim, senin gibi mü'minlerin evlâdı vefat ettikleri vakit şöyle düşünmeli: Şu veled masumdur, onun Hâlıkı dahi Rahîm ve Kerim'dir. Benim nâkıs terbiye ve şefkatime bedel, gayet kâmil olan inayet ve rahmetine aldı. Dünyanın elemli, musibetli, meşakkatli zindanından çıkarıp Cennet-ül Firdevsine gönderdi. O çocuğa ne mutlu! Şu dünyada kalsaydı, kim bilir ne şekle girerdi? Onun için ben ona acımıyorum, bahtiyar biliyorum. Kaldı kendi nefsime ait menfaati için, kendime dahi acımıyorum, elîm müteessir olmuyorum. Çünki dünyada kalsaydı, on senelik muvakkat elemle karışık bir evlâd muhabbeti temin edecekti. Eğer sâlih olsaydı, dünya işinde muktedir olsaydı, belki bana yardım edecekti. Fakat vefatıyla, ebedî Cennet'te on milyon sene bana evlâd muhabbetine medar ve saadet-i ebediyeye vesile bir şefaatçı hükmüne geçer. Elbette ve elbette meşkûk, muaccel bir menfaatı kaybeden, muhakkak ve
sh: » (M: 83)
müeccel bin menfaatı kazanan; elîm teessürat göstermez; me'yusane feryad etmez.
Üçüncü Nokta: Vefat eden çocuk, bir Hâlık-ı Rahîm'in mahlûku, memlûkü, abdi ve bütün heyetiyle onun masnu'u ve ona ait olarak ebeveyninin bir arkadaşı idi ki; muvakkaten ebeveyninin nezaretine verilmiş. Peder ve valideyi ona hizmetkâr etmiş. Ebeveyninin o hizmetlerine mukabil, muaccel bir ücret olarak lezzetli bir şefkat vermiş. Şimdi binden dokuzyüz doksandokuz hisse sahibi olan O Hâlık-ı Rahîm, mukteza-yı rahmet ve hikmet olarak o çocuğu senin elinden alsa, hizmetine hâtime verse; sûrî bir hisse ile, hakikî bin hisse sahibine karşı şekvayı andıracak bir tarzda me'yusane hüzün ve feryad etmek ehl-i îmana yakışmaz, belki ehl-i gaflet ve dalalete yakışıyor.
Dördüncü Nokta: Eğer dünya ebedî olsaydı, insan içinde ebedî kalsaydı ve firak ebedî olsaydı; elîmane teessürat ve me'yusane teellümatın bir manası olurdu. Fakat mâdem dünya bir misafirhanedir; vefat eden çocuk nereye gitmişse, siz de biz de oraya gideceğiz. Ve hem bu vefat ona mahsus değil, umumî bir caddedir. Hem mâdem müfarakat dahi ebedî değil; ileride hem berzahta, hem Cennet'te görüşülecektir. اَلْحُكْمُ لِلّهِ demeli.. O verdi, O aldı. "Elhamdülillahi alâküllihal" sabır ile şükretmeli.
Beşinci Nokta: Rahmet-i İlâhiyenin en lâtif, en güzel, en hoş, en şirin cilvelerinden olan şefkat; bir iksir-i nuranîdir. Aşktan çok keskindir. Çabuk Cenâb-ı Hakk'a vusule vesile olur. Nasıl aşk-ı mecazî ve aşk-ı dünyevî pek çok müşkilâtla aşk-ı hakikîye inkılab eder, Cenâb-ı Hakk'ı bulur. Öyle de şefkat -fakat müşkilâtsız- daha kısa, daha safi bir tarzda kalbi Cenâb-ı Hakk'a rabteder. Gerek peder ve gerek valide, veledini bütün dünya gibi severler. Veledi elinden alındığı vakit, eğer bahtiyar ise, hakikî ehl-i îman ise; dünyadan yüzünü çevirir, Mün'im-i Hakikî'yi bulur. Der ki: "Dünya mâdem fânidir, değmiyor alâka-i kalbe..." Veledi nereye gitmişse oraya karşı bir alâka peyda eder, büyük manevî bir hal kazanır.
Ehl-i gaflet ve dalalet, şu beş hakikattaki saadet ve müjdeden mahrumdurlar. Onların hali ne kadar elîm olduğunu şununla
sh: » (M: 84)
kıyas ediniz ki: Bir ihtiyar hanım gayet sevdiği sevimli tek bir çocuğunu sekeratta görüp, dünyada tevehhüm-ü ebediyet hükmünce gaflet veya dalalet neticesinde; mevti, adem ve firak-ı ebedî tasavvur ettiğinden, yumuşak döşeğine bedel kabrin toprağını düşünüp gaflet veya dalalet cihetiyle, Erhamürrâhimîn'in Cennet-i rahmetini, Firdevs-i nimetini düşünmediğinden, ne kadar me'yusane bir hüzün ve elem çektiğini kıyas edebilirsin. Fakat vesile-i saadet-i dâreyn olan îman ve İslâmiyet, mü'mine der ki: Şu sekeratta olan çocuğun Hâlık-ı Rahîmi, onu bu fâni dünyadan çıkarıp Cennetine götürecek. Hem sana şefaatçı, hem ebedî bir evlâd yapacak. Müfarakat muvakkattır, merak etme; اَلْحُكْمُ لِلّهِ اِنَّا لِلّهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ de, sabret.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Said
" birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz mazide, birimiz müstakbelde, birimiz dünyada, birimiz ahirette olsak biz birbirimizle beraberiz
Bağlantı »
Konu: hmm
Selamunaleyküm yazilari okuyunca bi an kendimi tutamadim cok üzüldüm ne kadar zor birsey sen onu görüyorsun ve birden bire ucup gidiyor :(
Bağlantı »
Konu: bende üçüz bebklerimi betül zehra yakup buğra yahya kaanımı kaybettim
okudum kendi hissettiğim acıları hisseden biri daha varmış çok üzüldüm.benim bebeğimde erken doğum oldu 26 hafta 6 günlük ama bebeklerim yaşamadılar.Allah size sabır versin. dayanmak çok zor ama teselli olacağınız bir bebeğiniz var sizden daha kötü olanları düşünün beni ben üç tane bebeğimide kaybettim birer gün ara ile 05.05.2008 de üçünüde defnettik.Allahkimseye evlat acısı çektirmesin benim bebeklerim 880 grdı üçüde çok iri görünüyordu bunlar ölmezler yaşarlr diyordum ama Allah onlara o kadar ömür vermiş diyorum.Meleklerimi çok özlüyorum.Allah candaşı size bağışlamış hamd olsun
ceyda
*******************
Ne diyeceğimi bilemedim, Allah sabır versin size. Onlar için hayırlısı buymuş demek ki.
Hangi hastanedeydi bebekleriniz?
Düzenleyen candasimsin gün: 22/5/2008 saat: 23:06
Bağlantı »
Konu: beken melek
gülaycım yazını okurken tüm anneler gibi evlat sevgisi ve onu kaybetmenin acısını yüreğimde hissettim.beken ve diğer tüm bebekler birer melek,yüce Allah bekenimize o kadar ömür biçmiş,dünyanın en donanımlı hastanesinde olsa da bu durum değişmeyecekti.o yüzden asla kendini suçlama.beken için de üzülme,çünkü o cennette,anne ve babasını ve de biricik kardeşini görüyor ve sizin için hep duacı.canım bizler bile adeta kendi evladımız gibi içimiz parçalanarak gözyaşlarına boğuluyorsak senin halini düşünemiyorum.Allah sana ve ersin beye sabır,candaşa da sizinle birlikte sağlıklı ve mutlu bir ömür versin.
******************************************
Sevgili Ayşe,
Duygularımızı, sıkıntımızı bizlerle paylaştığın için çok teşekkürler. Ayrıca uzun zamandır yoktun, senden haber aldığıma sevindim.
Allah çocuklarımıza sağlıklı, uzun ömürler versin.
Hoşçakal
Düzenleyen candasimsin gün: 2/4/2008 saat: 10:32
Bağlantı »
Konu: basiniz sagolsun
Yazdiklarinizi okudugumda aglamaktan bogazim dugum dugum oldu cok sansli bir bebekmis elif ismi gibi kendide cok guzelmis allah onu sizden cok sevmis .Hic bir sey acinizi hafifletmez anlamaya calisamiyorum bile bir yavrunuz var allah ona uzun uzun omur versin saglikla mutlulukla ve basarilarla size ve millete hayirli bir evlat olsun gercekten bir insan duygularini bu kadar guzel anlatir cok uzgunum tekrar basiniz sagolsun
***********************************************************
Fulyacigim cok tesekkur ederim, acimizi paylastigin icin.
Allah cocuklarimiza uzun omur verir insallah.
23 Nisan bulusmasina geliyormusun? Taniyabilecekmiyiz seni ve guzel kizini?
Hoşçakal
Düzenleyen candasimsin gün: 27/3/2008 saat: 17:18
Bağlantı »
Konu: =((
öncelikle başınız sağolsun.okurken içim parçalandı.ama gülay hanım kendinizi suçlamayın.allah bir yarınızı aldı diğerini yaşattı.elif bebek yaşasaydı şimdi belki acı çekiyor olurdu,sakat olabilirdi.ama tabikide insan onun yaşaması isterdi hemde sorunsuz bir şekilde.zaten elifcik sizi cennetden izliyordur ve diyordurk "anne sen hata yapmadın.kader bu ben burada iyiyim siz candaşa iyi bakın diyordur.ve inşallah bunları bir daha yaşamazsınız sevgilerle sude.....
***********************************
Teşekkür ederim Sude Hanım.
Siz takipçilerimizden misiniz?
Hoşçakalın
Düzenleyen candasimsin gün: 24/3/2008 saat: 17:40
Bağlantı »
Konu: Allah yardımcınız olsun...Duam sizinle
tevafuk eseri blogunuzu gördüm,iyikide görmüşüm
yanaklarım kızardı ağlamaktan,nasıl bir anlatım,nasıl bir imtahan,bir annenin bir babanın en acı sınavı oğluşunuzda çok tatlı Allah sağlık sıhhat versin hep gülsün miniciğiniz inşallah,hayırlı kandiller bu gece minik kızınız için e tabiki sizler için inşallah dua ediceğim...
***************************************
İyi dilekleriniz için çok teşekkürler.
Blog sayesinde sizin gibi güzel insanlarla tanışıyoruz ve bundan çok mutluyuz...
Hoşçakalın
Düzenleyen candasimsin gün: 19/3/2008 saat: 22:41
Bağlantı »
Konu: :(
elim titredi, kalbim titredi,sesim titredi.. ne diyebilirim ki? "yorum yaz" a tıklarken bile "haddime mi?" dedim.. "acıyı SİZ yaşarken yorum yapmak benim haddime mi? sadece allah yardımcınız olsun diyebilirim.. hepsi bu!
Kayra'yla Deniz'in annesi Elif
Düzenleyen candasimsin gün: 18/3/2008 saat: 13:37
Bağlantı »
Konu: KAÇ ÖLÜM İSMİNİ DEĞİŞTİREBİLİR Kİ!
Evet o şirin ormanına dönmüş olmalı. Oradan gelenler buraya kolay kolay alışamıyorlar. Ali çok gelmek istediği için, Elif O'na eşlik etti. Ali artık tutunmaya alışmaya hazır olduğunu söylediğinde ise geri gitti. Mis gibi şirin çilekleri kokulu bir ormanda, küçücük klübelerinde yaşayan şirinlerden biri o. Hani ne diyorlar; "sizde çok iyi birer insan olursanız, onların seslerini duyarsınız."
K. Vadisi dizisinde Avukat Elif İçin söylenenleri de hatırlamalı;
Polat : Baba, Elifim noktalandı.
POLAT :Ömer baba Elif'im noktalandi.
ö.BABA:Mesnevi de Hz.Mevlana derki:"Askta tipki Elif gibidir.
Bismi de gizlidir ama okunmaz O olmadan da Besmele sese gelmez.
O herseyin içindedir hiçbirsey de görünmez.
Evladim artik Elif bizim için herseyin içindedir hiçbirsey de gorünmez.
VE SİZİN İÇİN DE, ELİF HERŞEYİN BAŞINDA, HERŞEY ONDAN SONRA GELECEK.
ELİF O. KAÇ ÖLÜM İSMİNİ DEĞİŞTİREBİLİR Kİ!
************************************************************
Çok teşekkürler yorumunuz için.
Kim olduğunuzu da bilmeyi çok isterdik.
Hoşçakalın
Düzenleyen candasimsin gün: 17/3/2008 saat: 14:15
Bağlantı »
Konu: O bir melek
Cok dokunakli yazmissin, hislerini cok guzel anlatmissin.. Ama lytfen bundan oturu kendini suclama olur mu? Sayet bir yerlerde bizler bir yanlis yapmissak ve erken doguma neden olduysak bile, bunun boyle olmasini hic istemezdik, bende cok zaman kendimi suclarim erken dogumdan oturu ama asla boyle olmasini istememistim, hakkimizda boylesi hayirli gorulmus deyip, cok da sorgulamadan unutmaya calisiyorum..
Ersin bey'de cok guzel ifade etmis, gercekten o size cennetin kapisini acacak.. Ebedi dunya icin orasi cok guzel bir yer.. Unutmak cok zor biliyorum ama Candas icin bunu yapmalisiniz... Bizi de kendini de uzme lutfen.. Sen cok ozel bir annesin.. Sevgiler sana en kocamanindan...
Bağlantı »
Konu: :(
yine ağlattın bizi...
ama ben inanıyorum ki belki de bu olaylar ali candaş a daha iyi anne-baba olmanızı sağlayacak. farkında bile olmadan. değerini çoğu anne babadan daha iyi bileceksiniz. yazacak başka uygun birşey bulamıyorum canım.
************************************
Haklısın aslında...Bazen Candaş'a gereksiz yere çok düştüğümü farkettiğimde aslında bunun kaybetme korkusu olduğunu anlıyorum. Benim başıma gelmez dediğim şeyi yaşadım, onun için hayatımdan "bişey olmaz yaaaa" sözünü çıkartıp "Ya bişey olursa" diyorum artık.
Hoşçakal
Düzenleyen candasimsin gün: 14/3/2008 saat: 09:28
Bağlantı »
Konu: ...
sözün bittiği yer
yazsam boş acınızı paylaşıyorum bunu bilmenizi istedim sadece
daha fazla yazmaya gözlerim ve ellerim müsade etmiyo
Bağlantı »
Konu: ...
işyerindeyim ,okumaya başladığım andan itibaren ağlıyorum , çok ama çok zor yaşadığın, ne yazsam boş şu an...
sevgiler
*****************************************
Ahhh, ağlatmak istemezdim sizi ve diğerlerini.
Benim gözyaşlarıma ortak olduğunuz için teşekkür ederim.
Hoşçakalın
Düzenleyen candasimsin gün: 13/3/2008 saat: 09:53
Bağlantı »
Konu: Çocuk Ta'ziyenamesi
İkinci Nokta: Bir zaman bir zât, bir zindanda bulunuyor. Sevimli bir çocuğu yanına gönderilmiş. O bîçare mahbus, hem kendi elemini çekiyor, hem veledinin istirahatını temin edemediği için, onun zahmetiyle müteellim oluyordu. Sonra merhametkâr hâkim ona bir adam gönderir, der ki: "Şu çocuk çendan senin evlâdındır, fakat benim raiyetim ve milletimdir. Onu ben alacağım, güzel bir sarayda beslettireceğim." O adam ağlar, sızlar; "Benim medar-ı tesellim olan evlâdımı vermeyeceğim" der. Ona arkadaşları der ki: "Senin teessüratın manasızdır. Eğer sen çocuğa acıyorsan, çocuk şu mülevves, ufûnetli, sıkıntılı zindana bedel; ferahlı, saadetli bir saraya gidecek. Eğer sen nefsin için müteessir oluyorsan, menfaatini arıyorsan; çocuk burada kalsa, muvakkaten şübheli bir menfaatinle beraber, çocuğun meşakkatlerinden çok sıkıntı ve elem çekmek var. Eğer oraya gitse, sana bin menfaati var. Çünki padişahın merhametini celbe sebeb olur, sana şefaatçı hükmüne geçer. Padişah, onu seninle görüştürmek arzu edecek. Elbette görüşmek için onu zindana göndermeyecek, belki seni zindandan çıkarıp o saraya celbedecek, çocukla görüştürecek. Şu şartla ki, padişaha emniyetin ve itaatın varsa..."
İşte şu temsil gibi, aziz kardeşim, senin gibi mü'minlerin evlâdı vefat ettikleri vakit şöyle düşünmeli: Şu veled masumdur, onun Hâlıkı dahi Rahîm ve Kerim'dir. Benim nâkıs terbiye ve şefkatime bedel, gayet kâmil olan inayet ve rahmetine aldı. Dünyanın elemli, musibetli, meşakkatli zindanından çıkarıp Cennet-ül Firdevsine gönderdi. O çocuğa ne mutlu! Şu dünyada kalsaydı, kim bilir ne şekle girerdi? Onun için ben ona acımıyorum, bahtiyar biliyorum. Kaldı kendi nefsime ait menfaati için, kendime dahi acımıyorum, elîm müteessir olmuyorum. Çünki dünyada kalsaydı, on senelik muvakkat elemle karışık bir evlâd muhabbeti temin edecekti. Eğer sâlih olsaydı, dünya işinde muktedir olsaydı, belki bana yardım edecekti. Fakat vefatıyla, ebedî Cennet'te on milyon sene bana evlâd muhabbetine medar ve saadet-i ebediyeye vesile bir şefaatçı hükmüne geçer. Elbette ve elbette meşkûk, muaccel bir menfaatı kaybeden, muhakkak ve
müeccel bin menfaatı kazanan; elîm teessürat göstermez; me'yusane feryad etmez.
(Cok sevdigim ve rahatlatacagini dusundugum yazidan bir kisa kesit gonderiyorum.Zor bir gun allah yardimciniz olsun)
************************************************************
Çok teşekkürler güzel yazı için. Bazen ben de acaba bencillik mi ediyorum diyorum. Kimbilir...Belki de öyledir.
Kimiğinizi de yazarsanız, bize destek olan kişiyi tanımak isteriz.
Hoşçakalın
Düzenleyen candasimsin gün: 13/3/2008 saat: 09:52
Bağlantı »
Konu: isyan...
Göz yaşlarım sel oldu... ekrandaki yazılar titrek titrek karşımdaydılar. ikide bir gözümü silip okumaya devam etmeye çalıştım ama nafile. sabah okumaya başladığım yazını şimdi (19:07) bitirebildim.
Boğazımda bir yumru...
İçimde hiç tanımadığım, yüzünü görmediğim bir meleğe yas.
Ne bir söz var söylenecek, ne bir teselli cümlesi var yazılacak bu duygu selinin üstüne.
Cenneteki yerinde, rahat uyu, Elif Beken...
***********************************************
Ağlattığıma üzüldüm...
Yeni tanıştık ama birçok şeyi paylaştık seninle
İyi ki tanıdım seni
Hoşçakal
Düzenleyen candasimsin gün: 12/3/2008 saat: 21:07
Bağlantı »
Konu: Merhaba
Sevgili Gülay adanın yada canitonun bloguna ne zaman girsem candaşa bakmadan çıkmıyordum yorum yazma fırsatı bir türlü olmamıştı.Daha ilk günlerde Bekeni kaybettiğini ve onunla ilgili yazılarını gözyaşlarıyla okuyordum.Babasının mektubu beni birkez daha ağlattı.Sen hiçbir yerde hata yapmadın.Bunun için sakın kendini suçlama bu kader...o bir melek çok tatlı bir oğlun var candaşın var allah ona uzun ömür versin gülaycım bizede bekleriz simayyildiz.blogcu.com
***************************************
Çok teşekkür ederim.
Çocuklarımızın uzun sağlıklı ömürleri olur inşallah
Hoşçakal
Düzenleyen candasimsin gün: 12/3/2008 saat: 21:06
Bağlantı »
Konu: sevgili gülay,
Sevgili Gülay,
Maalesef yazacak şey yok canım. Bu durumlarda teselli acını hafifletmez.
Bir anne için en büyük acı evlat acısı...Elif kızımız çok sanslı annesinin mis gibi kokusunu içine çektiği için annesinin sütünü alabildiği için..Elif kızımız, Candaş oğlumuz çok şanslı senin gibi temiz, iyi kalpli kendini çoçuklarına adamış ve herşeyden önce sizleri düşünen bir anneleri olduğu için...
Kendini yapamadıkların için üzme lütfen...
Senin bir yıldızın var gökyüzünde.ADI ELİF.Annesiyle gurur duyan ve böyle bir annesi olduğu için çok mutlu olan, kardeşinin gelişimini takip eden ve sizi hep koruyup kollayan..
birgül
Bağlantı »
Konu: sabır...sabır...sabır
Of ya, mahvettiniz beni....Ne yazsam boş, ne hafifletir bu acıyı bilmiyorum. Bizim kaybettiğimiz kuzumuz sadece 3 gün yaşadı ve ben onu hiç göremeden sessizce gitti...Hep bunda bir hayır olduğunu düşünüp, diğer oğlumun yapabildiği herşeye şükrederek avuttum kendimi. Gülaycım, Ersin Bey, çok zor biliyorum ama ne olur Ali Candaş'ın hayatta sağlıkla gülen yüzüyle yanınızda olması size güç versin. Elif Beken cennette, olunabilecek en güzel yerde...Huzurla sizi beklediğine inanıyorum ben...Onu bu kadar seven ve yaşatan ailesiyle gurur duyarak ve mutlu olarak...
Bağlantı »
Konu: Kızıma Mektup
Kızım seni kaybedeli 1 yıl oldu. Sensiz geçecek yılların ilki, bizim için zor bir yıldı. Seni hep hissettik, hep aradık.
Ama hayatın gerçekleri de vardı. Şunu da biliyorum artık, öldüğümde beni karşılayacak biri var, sen varsın. Hayat ta devam ediyor. Kardeşin büyüyor, çok sevimli oldu. Annen ise hala seni sorguluyor, nerede hata yaptım diye.
Aslında kaderdi bence, zaten kaderimizi de belirleyen hatalar değil mi?
Kızım, annen dünyanın en güzel ve iyi annesi sende biliyorsun. Senin için harcadığı çabayı. Senin için herşeyi denedi, seni yaşatmak için her kapıyı çaldı. Açılamaz denilen kapıları açmaya çalıştı, açtı da...
Ama olmadı.
Evde zaman zaman ikimiz de kanadı kırık bir kuş gibi tek kanatla uçmaya çalışıyoruz. Zaman zaman duvarlara vursak ta uçuyoruz...
Kardeşini sağlıkla yetiştirmeye çalışıyoruz, eminim ki sen de bunu çok isterdin... Belki deli diyeceksin ama TC Kimlik Numaranı yazıp giriyorum ve sen karşıma çıkıyorsun.
"ELİF BEKEN KÖMÜR" Baba Adı ERSİN Anne Adı GÜLAY Doğum Tarihi 21/01/2007 yazıyor. Ölüm tarihi yok...
İşte bir an bile olsa senin yaşadığını düşünüp mutlu oluyorum. Merak etme kızım çok sık yapmıyorum bunu... arada bir işte.
Bizde durumlar böyle umarım sende bizim bilmediğimiz ama eninde sonunda yanına geleceğimiz yerde mutlusundur.
Annen yazmış bizim seninle şarkımız olacaktı. Ben sana aşık olacak adam boşuna şarkı bestelemesin, hazır bu şarkıyla sana olan aşkını ilan etsin diye seçmiştim Elif ismini. Sana çok yakışmıştı, benim sarı saçlı, anası kılıklı kızım.
Seni Çok Seven Baban
Düzenleyen candasimsin gün: 12/3/2008 saat: 12:06
Bağlantı »
Konu: elif bekenim
diyordum ya her sabah önce candaşın sayfasına girip önce günaydın,diyorum-sonra işe başlıyorum.
tıkandım bu sabah...haykıramadım,bağırarak ağlayamadım ama isyanım gözyaşlarına boğulmakla sonlandı.elif bekenim, iyi ki doğmuşsun annecim,iyi ki anneciğinin elini tutmuşsun ki o da yaşama tutunmuş...iyi ki koklamışsın o melek annenciğini de o da candaşa can vermiş.canından can katmış.herkese umut...
sizler iyi ki varsınız...
candaşcığım sen de annenin elinden tut bebeğim, emin ol buna çok ihtiyacımız var...
sağlıkla kal yavrum...
Bağlantı »